Efsane karakter Kyle Crane, Dying Light The Beast ile sonunda geri döndü. Yıllarca süren acımasız deneylerin ardından özgürlüğüne kavuşan Crane ile oynamak tekrar güzel bir duygu. Şimdi sadece ayakta kalmak için değil, intikam almak ve geride kalan o karanlık gizemleri tek tek çözmek için sahadayız. Oyun bizi terk edilmiş sanayi bölgelerine, sık ormanlara ve yıkılmış binalarla dolu tehlike kokan yepyeni bir haritada görevlendiriyor.
Amacımız belli: karşımıza çıkanı devirmek ve gerçeğe ulaşmak. Ama yolda karşılaştıklarımız, zombilerden çok daha fazlası.
Gerilimin Yeni Yüzü: Karakterler ve Tasarım
Dying Light The Beast, korku ve gerilim dozunu üst seviyeye taşıyan düşman tasarımlarıyla insanı ekran başında kilitlemeyi başarmış. Özellikle Kimeralar... Bu belalar sadece tipleriyle değil, agresif yapay zekalarıyla da insanı gerim gerim geriyor. Dar bir koridorda veya kapalı alanda bir Kimera ile göz göze gelmek tam anlamıyla bir sinir harbi. Her birinin çıldırtmak üzere özellikleri var.
Diğer tarafta ise Uykucular, Isırganlar.. Hiç beklemediğin anlarda güm diye karşına çıkıp adrenalini tavan yaptırıyorlar. Oyun motorunun gücü, grafik kalitesi, atmosfer ve o enfes ses tasarımları bu yaratıklarla birleşince insanı doğrudan o kabusun içine çekiyor. O tekinsiz hava hücrelerine kadar işliyor. 4K çözünürlükte ve varsa oled monitörde bunu daha iyi hissediyorsunuz. Karanlık bölgelerde loot yaparken operasyonda gibi geriliyorsunuz.
Sadece görseller değil, aksiyonun akıcılığı ve senaryo başarısı da bence muazzam. Sokaklarda zombilerin arasında parkur yapmak ve elindeki silahla o kaosa dalmak müthiş bir doyum veriyor.
İhanet, Baron’un Oyunları ve "Satılık" İnsanlar
Beni oyunda en çok çarpan şeylerden biri de hikayedeki o derin psikolojik har harp oldu. Zombileri bir kenara bırakın; asıl mevzu insanlarda bitiyor. Baron’un kurduğu o kirli oyunlar, gücü elinde tutmak için arkadan çevrilen işler ve üç kuruşluk çıkar uğruna ruhunu satmış satılık insanlar...
Oynarken defalarca "burası güvenli, bu adam bana yamuk yapmaz" dediğim anlarda en güvendiğim tiplerden 180 derece dönüşler geldi. İşin en acı tarafı da şu; Yaşanan bu yıkımın, bu sefaletin ve dönen tüm bu kirliliğin arkasında canavarlar değil, tamamen insan eseri olan hırslar var. Oyun burada harika bir ironi yakalamış. Sokakta üzerinize saldıran zombiler ilkel içgüdüleriyle hareket eden zavallılar. Ama takım elbise giyen ya da güvenli bölgede size gülümseyen o insanlar, sırf kendi çıkarları için sizi bir saniyede satabiliyor. Crane’in sadece yaratıklarla değil, bu ikiyüzlü insanlık artıklarıyla da nasıl bir savaş verdiğini çok daha iyi anlıyorum.
Gece Kabusu: 19:00 Sonrası Sahadayız
Gündüz bir şekilde yolumuzu buluyoruz ama saat 19:00’u gösterip güneş battı mı işin rengi tamamen değişiyor. Eceller sokaklara indiği an oyundaki o hayatta kalma stresi ikiye katlanıyor. Saate bakar olmazsanız, o güvenli evleri alıp saklanmazsanız kalbinizin ritmi değişir :) Gece vakti çatılarda koşturmak, en ufak bir ses çıkarmamaya çalışmak tam bir adrenalin fırtınası.
Karar: Son Kuruşuna Kadar Hak Ediyor
Toparlamam gerekirse; Dying Light The Beast oyunu gerek hikaye derinliğiyle, gerek insanı gerim gerim geren atmosferiyle, gerekse hiç durmayan temposuyla verdiğiniz her kuruşu sonuna kadar hak ediyor. Günün bütün iş stresini, yorgunluğunu üzerinizden atmak ve kendinizi soluksuz bir maceraya bırakmak istiyorsanız kesinlikle kaçırmayın. Oyunu her oynayışınızda 3-4 saat en az vaktinizin olmasına dikkat edin zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz.
DYING LIGHT - THE BEAST
DYING LIGHT - THE BEAST WALLPAPER

